İlk bakışta çoğu marka için bu sistem ekstra iş gibi görünür. Yeni etiketler, yeni süreçler, yeni operasyonlar… Ancak işin içine girildiğinde tablo biraz değişir.
Üretici tarafında en büyük dönüşüm, ürünün artık takip edilebilir hale gelmesidir. Bu, sadece yasal bir gereklilik değil; aynı zamanda veri üretimi demektir. Ve veri, bugün markalar için en güçlü araçlardan biridir.
Perakende tarafında ise ilginç bir durum oluşur. Tüketici, ürünü almak için geldiği noktaya bu kez iade için de gelir. Yani marka ile temas tek seferlik olmaktan çıkar, döngüye girer.
Bu durum doğru yönetildiğinde ciddi bir avantaja dönüşür. Çünkü tüketici artık sadece ürünle değil, markanın yaklaşımıyla da ilişki kurar. “Bu marka sürecin içinde mi?” sorusu önem kazanır.
ART olarak bu noktada markalara şunu söylüyoruz: Bu sistemden kaçmaya çalışmak yerine, içinde nasıl öne çıkacağını düşün. Çünkü yeni dönemde fark yaratanlar, kurallara uyanlar değil; o kuralları iletişim avantajına çevirenler olacak.
